Engelsiz Dokuz Eylül Anasayfası İçin Tıklayınız - Ekran Okuyucu Kullanıyorsanız Bu Sayfayı Kullanınız.

2016-2017 Eğitim-Öğretim Yılı Açılış Töreni Konuşması

Yayınlanma Tarihi: 15-11-2016

 

DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ PROF. DR. ADNAN KASMAN

 

2016 – 2017 Eğitim – Öğretim Yılı

Açılış Töreni

 

 

Sayın Başbakanım,

Sayın Milletvekillerim,

Sayın Valim,

Sayın Komutanım,

Sayın Büyükşehir Belediye Başkanım,

Yüksek Yargının Değerli Mensupları,

Sayın Rektörler,

Basınımızın Değerli Mensupları,

Saygıdeğer Konuklar,

Üniversitemizin Değerli Mensupları,

Ve Sevgili Öğrencilerimiz,

 

Dokuz Eylül Üniversitesi’nin 2016 – 2017 Eğitim- Öğretim Yılı’na başlaması nedeniyle düzenlenen Açılış Törenimize hoş geldiniz.

 

Değerli Konuklar, sözlerime yeni eğitim- öğretim yılımızın, huzurlu ve başarılı geçmesi temennisi ile başlamak istiyorum… Ülke olarak oldukça sıkıntılı günler yaşadığımız bir dönemi henüz arkamızda bıraktık. 15 Temmuz 2016 tarihi, hiçbirimizin unutamayacağı karanlık bir gün olarak geçti tarihimize… Cumhuriyetimize ve Demokrasimize yönelik darbe girişimi, Ulusumuzun kahramanca karşı duruşu ile engellendi. 240 vatandaşımızın şehit olduğu ve iki bini aşkın kişinin yaralandığı 15 Temmuz Darbe Girişimi; karanlık güçlerin korkunç planlarına rağmen, Ulusumuzun Cumhuriyetimize ve Demokrasimize canı pahasına sahip çıkması ile püskürtülmüş, yaşanan acı tabloya rağmen birlik ve beraberliğimizi pekiştiren bir vaka olarak tarihe geçmiştir. Bugün burada, bir kez daha şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize şifalar diliyor, hepsine minnetimizi ifade ediyoruz.

 

Değerli Konuklar, hepimizin çok iyi bildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, işgal kuvvetlerine karşı ‘Ya İstiklal ya ölüm’ diyerek başlatılan bağımsızlık mücadelesinin zaferle taçlanması sonunda kurulmuştur. Bu kararın dayandığı düşünce ve mantığı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta “Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklale sahip olmakla gerçekleştirilebilir” sözleri ile açıklar. İşte bu kararlılık, bugün de Ulusumuzun birlik ve beraberliğinin çimentosudur. Tarih boyunca bağımsızlığına sahip çıkan bu ulus, bugün de haysiyet ve şerefini koruyarak Cumhuriyetine ve demokrasisine sahip çıkmıştır. Bu konudaki kararlılığını o gün olduğu gibi, bugün de tüm dünyaya ilan etmiştir. Kurtuluş Savaşı’na başlarken; öğretmen ve öğrencileri askere almadan savaştan uzak tutan, Millet Meclisi ile birlikte kütüphane de kurulmasını sağladığı Ankara’da savaşın en kritik zamanında öğretmenlerle altı gün süren bir kongre toplayabilen Büyük Önder Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’e sahip çıkmanın en güzel yolu, bu ülke için çalışmaktır. Cumhuriyetimizin 100’üncü yaşına doğru ilerlerken, bu ülkenin gençlerine düşen en önemli görev, gelişmiş ülkeler düzeyine erişmek için yılmadan çalışmaktır

 

Eğitim, o gün olduğu gibi bugün de ülkemizin öncelikli meselesidir.

 

Değerli Konuklar, bugün burada, öğrenci sayısı 80 bine dayanan Dokuz Eylül Üniversitesi’nin akademik yıl açılışını gerçekleştirmek üzere toplandık. 13 Haziran 2016 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulan Sağlık Bilimleri Fakültesi birlikte sayısı 15’e ulaşan fakülte, 10 enstitü, bir konservatuvar, dört yüksekokul, altı meslek yüksekokul, 58 araştırma-uygulama merkezi, akademik ve idari sekiz bini aşan mensubu ile Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir’in en büyük üniversitesidir. Türkiye’nin önde gelen yükseköğretim kurumlarından biri olan Dokuz Eylül Üniversitesi’nde 15 Ağustos 2016 tarihi itibarıyla ‘Rektör’ olarak göreve başladım… Ülkemizin olağanüstü günler yaşadığı bir dönemde gerçekleşen atama süreci sonunda Rektör olarak göreve başlarken, bizi olağanüstü bir tablo bekliyordu. Ülkemizi hedef alan terör tehdidi sürerken, ülke çapında başlatılan soruşturmalar da devam ediyordu, halen de ediyor. Böyle bir atmosferde göreve başlarken, önceliğimiz ülke güvenliğine yönelik tehditlerin ortadan kaldırılmasına ilişkin tedbirleri uygulamak ve herhangi bir haksızlığa meydan vermeksizin yürütülen soruşturmaları titizlikle sonlandırmaya çalışmak oldu. Maalesef Üniversitemiz bünyesine de sızmış olan tehdit unsurlarına ilişkin tedbirler alındı ve bu konudaki çalışmalar hassasiyetle sürdürülüyor.

 

            Değerli Konuklar, göreve geldiğim ilk günlerde açıkladığım gibi; Rektörlüğüm döneminde, Dokuz Eylül Üniversitesi’nin dinamik, üretken ve huzurlu ortamını geliştirmek amacıyla; katılımcı, ulaşılabilir, akademik özgürlüklere saygılı, adil ve herkese eşit yakınlıkta bir yönetim sergileyeceğim. Öncelikli hedefim, Dokuz Eylül Üniversitesi’nin kurumsallaşmasını güçlendirmek, üniversitenin tüm bileşenlerinin farklılıklarla zenginleşmesiyle, birlikte yaşama kültürünü geliştirmek olacaktır. Başta Tıp Fakültesi Hastanesi olmak üzere, Üniversitemizin halka hizmet veren tüm birimleri “örnek” kurumlar haline getirilecektir. Teknoparklarımız aracılığıyla, ileri araştırmaların yapıldığı merkezler yaratmanın ötesinde, “girişimcilik ekosistemini” destekleyecek yeni alanlar oluşturulacaktır. Önümüzdeki dönemde; eğitimde ve araştırmada öncü niteliğini öne çıkaran, yenilikçi, çağdaş, kentin kültür ve sanat hayatına yoğun katkıda bulunan bir Dokuz Eylül Üniversitesi yaratacağız.

 

Değerli Konuklar, Ülkemizde üniversitelerin sayısı 200’e dayanırken, üniversite öğrencisi sayısı da altı milyonu aşmıştır. Genç nüfusu hızla artan Ülkemizde, eğitim elbette çok, önemlidir. Bu alanda hizmet veren devasa bir yapı olan Dokuz Eylül Üniversitesi, kurulduğu 1982 yılından bu yana hızla büyürken, Ülkemizin ihtiyaç duyduğu nitelikli işgücü yetiştirme konusundaki becerilerini de sürekli yenileme çabası göstermiştir. Biz, bu çabaları daha ileri taşımak istiyoruz. Üniversitemizi bu yönde geliştirirken, Türkiye’nin gelişiminde de etkin rol üstlenmek istiyoruz. Ülkemizin gelişmiş ülkeler arasında yer alabilmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplumunu yaratmada kendimizi sorumlu hissediyor, bunun için çalışıyoruz.

 

Bilgi, günümüz ekonomisinde en önemli itici güçlerden biridir.  Ar-Ge, bilim ve teknoloji faaliyetleri, katma değer ve refah yaratmak üzere desteklenmesi gereken temel alanlardır. Bilgiyi üreten ve onu katma değere dönüştüren ülkeler, küresel rekabet ortamında en başarılı ülkelerdir. Bilim ve teknoloji alanında dünyadaki eğilimler incelendiğinde insan gücünün, oluşturulan politikaların merkezinde yer aldığı gözlenmektedir. Hem gelişmiş ülkelerin hem de gelişmekte olan ülkelerin, bilim-teknoloji stratejilerinde; Ar-Ge personeli sayısının artırılması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, yetenek ve deneyimlerin geliştirilmesi, sektörler arası işbirliklerinin teşvik edilmesi yönünde çabalar dikkat çekmektedir. Stratejik yaklaşımlarla uzun ve kısa vadeli uygulama planları yaşama geçirerek bu konularda çözüm arayan ülkeler arasına Amerika Birleşik Devletleri de katılmıştır. Küresel mali krizin etkilerini gidermek isteyen ve 21’inci yüzyılı şekillendirecek teknolojilerde liderliği hedefleyen Amerika, 2009 yılında ‘temel araştırma ve mühendislik faaliyetlerine odaklanılması, dünya çapında kaliteli işgücü yaratılması, yeni neslin 21’inci yüzyılın gerektirdiği bilgi ve yeteneklerle donatılacak şekilde eğitimi’ gibi kararları içeren bir yenilik stratejisi hazırlamıştır.

 

Değerli Konuklar, hep söylendiği gibi dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok! Ama dünyayı iyi incelemeliyiz… Dünya Ekonomik Forumu’nca yürütülen rekabetçilik araştırmalarına göre, son yılların rekabet gücü en yüksek ülkesi olan Finlandiya, inovasyona yaptığı yatırımla güçlü bir ekonomi ve yaşam seviyesi yüksek bir toplum yaratmayı başaran bir ülkedir. Yaklaşık 20 yıl önce inovasyona büyük kaynaklar ayırmaya başlayan Finlandiya, ekonomik durgunluk döneminde bile bu yöndeki yatırımlarını azaltmamış, başlatılan geniş kapsamlı ulusal eğitim ve araştırma programı kapsamında üniversiteler ve özel sektör arasında güçlü bir ağ kurulmasını sağlamıştır. Bu süreçte ülkenin ormancılık ve tarıma dayanan ekonomisi, yerini hızla sanayiye ve inovasyon ekonomisine bırakırken, 2000’li yıllarda bilişim teknolojileri sektörü, Finlandiya ekonomisinin itici gücü haline gelmiştir. Ayrıca, devlet tarafından metal ve mühendislik sektörleri ile orman ürünleri sanayi de inovasyona dayalı rekabetçilik anlayışı ile desteklenince 1985’lerde 10 bin 470 dolar olan kişi başına düşen milli gelir, 2004’de 29 bin dolara ulaşmıştır.

 

Değerli Konuklar, Ülkemizde ise kamu kurumları, üniversiteler ve özel sektör kuruluşları önemli aşamalar kaydetse de bu konuda henüz istenilen seviyeye kavuşamadığımız açıktır. Ancak Ülke yönetiminin bu yöndeki ciddi adımları umut vericidir. Ön hazırlıkları 1 Eylül 2010 tarihinde başlatılan ve hazırlık süreci; 5 Haziran 2012 tarihli ve 2012/14 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile resmiyet kazanan 10. Kalkınma Planı (2014-2018), Ülkemizin 2023 hedefleri doğrultusunda, toplumumuzu yüksek refah seviyesine ulaştırma yolunda önemli bir kilometre taşıdır. Küresel ekonomide geleceğe yönelik risk ve belirsizliklerin sürdüğü, dünya ekonomisinde değişim ve dönüşümlerin yaşandığı, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir ortamda hazırlanan plan; yüksek istikrarlı ve kapsayıcı ekonomik büyümenin yanı sıra hukukun üstünlüğü, bilgi toplumu, uluslararası rekabet gücü, insani gelişmişlik, çevrenin korunması, kaynakların sürdürülebilir kullanımı gibi unsurları kapsayacak şekilde tasarlanmıştır. Ülkemizin potansiyelini, bölgesel dinamikleri ve insanımızın yeteneklerini harekete geçirerek kalkınma sürecinin hızlandırılmasını amaçlayan planla; yeniden şekillenen dünya ekonomisinde uluslararası işbölümü ve değer zinciri hiyerarşisinde Türkiye’nin konumunun aşamalı olarak üst basamaklara çıkarılması hedeflenmiştir.

Yenilikçilik ve farklılık yaratmanın önemli rekabet unsurlarından biri haline geldiğinin anlatıldığı planda; Almanya, ABD ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerin; Ar-Ge ve yenilikçiliğin merkezi olarak, yüksek katma değerli sektörlerde liderliğini korurken, üretim rekabetindeki üstünlüklerini bilgiye dayalı üretim konusunda atılım yapan Çin, Hindistan ve Brezilya gibi yükselen ekonomilere kaptırdığı anımsatılıyor… Türkiye’nin, hinterlandındaki ülkelere nazaran sahip olduğu sağlık ve yükseköğretim altyapısının, hizmet ihracatı açısından önemli bir potansiyel sunduğuna işaret ediliyor.  Ayrıca; Ülkemizin kalkınma sürecinin başarıyla devam etmesi için, büyümenin yüksek oranda istikrarlı ve sürdürülebilir yapıya kavuşturulması, tasarruf oranlarının artırılarak yatırımlar ve büyüme finansmanında dış kaynaklara bağımlılığın azaltılmasının büyük önem taşıdığı vurgu yapılır.

 

Değerli Konuklar, Ülkemizin, ileri ülkeler seviyesine ulaşabilmesi için İnovasyon; ekonomik büyümenin, artan istihdamın ve yaşam kalitesinin anahtarıdır. ‘Bilim ve teknolojinin, ekonomik ve toplumsal yarar sağlayacak şekilde yenilenme süreci’ olarak tanımlayabileceğimiz ‘İnovasyon’, geleceği yaratmakla ve sürdürülebilir karlı büyüme sağlamakla ilgilidir. İnovasyon; bireylerde ve toplumda değişime olan istek, yeniliğe açıklık ve girişimcilik ruhuyla özdeşleyen bir kültür gerektirir. Araştırma – Geliştirme (AR – GE), inovasyon için gereken en önemli faaliyetlerden biridir. Ancak AR-GE yapanların girişimcilik niteliği yoksa değer yaratılamaz, AR-GE sonuçları inovasyona dönüştürülemez! Firmalar ve kuruluşlar; varlıklarını sürdürebilmek ve rekabet güçlerini artırmak için inovasyon yapmalıdır.  Devletler için de önceliklerden birisi, inovasyon için gerekli koşulları yaratmaktır. Üniversite-sanayi işbirliğinin, ulusal inovasyon sistemlerinin kilit taşı olmasından dolayı, ileri sanayi ülkeleri ile yeni sanayileşen ülkeler, üniversite-sanayi işbirliğine büyük önem vermekte; bunun ortamını yaratabilmek için hükümet/devlet eliyle önlemler alınmakta ve işbirliğini teşvike yönelik finansal destek programlarını yürürlüğe koymaktadır. Ülkemizde de bu konuda önemli adımlar atılmaktadır. Mevcut 65. Hükümet’in (10. Kalkınma Planı doğrultusundaki) Programında; milletin geleceğini inşa etme konundaki kararlılığı “Ülkemizi ‘yüksek gelir grubu’ ve ‘en yüksek insani gelişmişlik seviyesindeki ülke standartlarına ulaştırma’ hedefi ile birlikte ifade edilmiştir. Aynı programda bu konudaki farkındalıklar ve hedefler şöyle açıklanmıştır:

Ülkemizin ekonomik ve sosyal kalkınmasının yenilikçi üretimden geçtiğine inanıyoruz… Ar-Ge ve yenilikçilik bilincinin ve üniversite-sanayi işbirliğinin daha da geliştirilmesi, öncelikli kalkınma hedeflerimiz arasında yer almaktadır. Bilim, teknoloji ve yenilik, Ülkemizin ekonomisinde kritik bir role sahip olacaktır. Bu alanlarda yapacağımız atılımların, ülkemizin rekabet üstünlüğü getireceğini ve sürdürülebilir sosyo-ekonomik gelişmeyi sağlayacağını görmekteyiz. Büyük ekonomiler arasına girme hedefimize ulaşmak için teknoloji üreterek katma değeri yüksek ürünler ihraç eden bir konuma hızlı bir şekilde ulaşmayı planlıyoruz. Bunun için bilgi üreten ve bilgiyi nitelikli bir biçimde kullanarak ticari değere dönüştüren, etkin işleyen bir Ar-Ge yenilik ekosistemini oluşturacağız.”

 

Değerli Konuklar, hükümet programında yer alan bu cümleler Ülkemiz ekonomisi açısından son derece önemli bir farkındalığın ifadesidir. Çünkü istatistikler Türkiye ekonomisinin orta ve düşük seviye teknoloji kullanan, düşük katma değerli bir üretim yapısına sahip olduğunu ve bu yapının Türkiye’nin dış ticaret performansını ve ekonomik büyümesini olumsuz etkilediğini gösteriyor. Gelişmiş ekonomilerin rekabet güçlerini korumak için sahip oldukları teknolojik kabiliyetleri endüstriyel ürün ve altyapılara dönüştürmesini sağlayacak ‘Sanayi 4.0 yaklaşımı’; temel olarak bilişim teknolojileri ile endüstriyi bir araya getirmeyi hedefliyor. Endüstri-bilişim buluşmasının kalkınmaya etkisinin olumlu yönde artabilmesi için sektörün katma değeri yüksek ürünler üretmesi, ara ve hammadde kullanımında ithalata bağımlılık oranını düşürmesi, Ar-Ge ve yenilik üretimini artırması gerekiyor.

 

Bu bilgiler ışığında özetle diyebiliriz ki; destekleyici, kolaylaştırıcı ve aktif katılımcı bir rolle bilim ve üretim kanatlarını entegre eden bir devlet yapısı, sanayi odaklı girişimci bir üniversite, bilgiye dayalı ekonomi gereği AR-GE’ye çok önem veren üretim ve ticarileşmeyi gözeten bilime dayalı bir sanayi, inovasyon odaklı, iyi eğitimli, yetenekli insan gücü ile başarılı bir üniversite-sanayi-devlet işbirliği hayata geçirilebilir. Dünya nüfusunun 2040 yılında dokuz milyara ulaşması beklenmektedir. Gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfusun toplam nüfus içerisindeki payının artması ile üretim düşüşü, vergi gelirlerinin azalması, sağlık harcamalarının artması ve sosyal güvenlik dengesizlikleri gibi sorunlar belirginleşecektir. Gelişmekte olan genç nüfuslu ülkeler ise işgücü açısından avantajlı konumda olacaktır. Bu bağlamda nitelikli işgücü oluşturmaya yönelik eğitim-sanayi işbirliği politikalarının, kadınların işgücüne katılımının arttırılmasına dönük tedbirlerle Türkiye’nin işgücü potansiyeli açısından demografik fırsat penceresinden yararlanabilecek ülkelerden biri olacağını söyleyebiliriz.

 

Türkiye’nin, bilim ve teknolojide ‘çekim merkezi’ olabilmesini için; çeşitli ve kapsamlı araştırma fonlama programlarının geliştirilmesi, yabancı araştırmacıların istihdamı, teknik altyapı tedariki ve fikri-sınai mülkiyet hakları konularında gelişmiş yasal altyapı oluşturulması, nitelik ve nicelik bakımından dikkat çekici ulusal ve uluslararası bilimsel yayınlar ve bilim insanlarının varlığı, kamu-özel sektör-üniversite arasında bilgi birikimi ve akışını sürekli kılacak mekanizmaların kurulması, girişimciliği destekleyen dinamik iş ortamı ve disiplinlerarası akademik ve endüstriyel teşvik mekanizmalarının kurulması önemli unsurlardır. Kısaca, Ülkemizin, tüm dünyadan araştırmacıların, kariyerlerinin her aşamasında tercih ettiği bir çekim merkezi olabilmesi için; dünya çapında güçlü ve güncel araştırma altyapılarının hazırlanması gerekmektedir. Dokuz Eylül Üniversitesi; 3 Aralık 2013 tarihinde kurulan DEPARK (Dokuz Eylül Teknoloji Geliştirme A.Ş.) ile bu konuda çok önemli bir adım atmıştır. DEPARK bünyesinde, İnciraltı Sağlık Yerleşkesi’ndeki Sağlık Teknoparkı ve Tınaztepe Yerleşkesi’ndeki Çok Amaçlı Teknopark’ta şirket sayısı 100’ü, çalışan sayısı da 1000’i aşmıştır. Ayrıca Üniversitemizde 9 Mart 2015 tarihinde İzmir Uluslararası Biyotıp ve Genom Merkezi adı altında kurulan ve Danışma Kurulu Üyeleri arasında Nobelli Bilim Adamı Prof. Dr. Aziz Sancar’ın da bulunduğu DEÜ-İBG, Ülkemizin yanı sıra tüm dünyada heyecan yaratan bir bilim merkezi olarak hizmete girmiştir. Bu çalışmalara önderlik eden ve emekleri ile hızla büyüten tüm Dokuz Eylüllülere, Sizlerin huzurunda teşekkür ederim.

 

Değerli Konuklar, Dokuz Eylül Üniversitesi’ni yöneten kadrolar olarak bizim ciddi kafa yorduğumuz tüm bu konular; Türkiye’nin yani bizim, geleceğimizin konularıdır… Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, ‘Cumhuriyeti biz kurduk, O’nu yaşatacak ve yükseltecek olan sizlersiniz” sözleriyle ülkemizi gençlere emanet etmiştir. Bu gençler bizim ellerimizde, bizim sunduğumuz eğitim imkânları ile yetişiyor. Bize düşen onların ufkunu açmaktır. Bu konuda da Atatürk’ün “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir” sözleri hepimize rehber olmuştur.

 

Sevgili Gençler, konuşmamın sonunda size sesleniyorum. Gelin hep birlikte bilimin rehberliğinde geleceğimizi yaratalım. Gelin hep birlikte hayallerini kurduğumuz ülkeye kavuşmak için var gücümüzle çalışalım. Emin olun, bizim bu kararlılığımız, bu ülkeyi hayallerimizden bile öteye taşıyacaktır. Ben sizlere güveniyorum… Sevgili Gençler, bu güzel duygularla hepinizi kutluyor, bir kez daha Dokuz Eylül Üniversitesi’ne hoş geldiniz diyorum.

 

Saygıdeğer Konuklar, bu mutlu günümüzde aramızda oldunuz, teşekkür ediyorum.

  • Not: Lütfen sadece ad ve/veya soyad giriniz.

  • Genel Arama

  • Debis Girişi

    Kullanıcı:  @
    Şifre:

     

    DEBİS Öğrenci Şifre Değiştirme Arabirimi

    Unutulan DEBİS Personel Şifre için Kampüs Bilgi İşlem birimine gitmeniz gerekmektedir.

  • Akademik Birimler

    Akademik Teşkilat ŞemasıEnstitülerFakültelerYüksekokullarMeslek YüksekokullarıUygulama ve Araştırma Merkezleri