VAROŞ KÜLTÜRÜ VE MEDYA

 

Az gelişmiş ülkelerde, çeşitli toplum kesimleri arasında kültür farklılıkları daha belirgindir. Bu ülkelerde estetik değerlere önem veren –kentsoylu ya da aristokrat- küçük bir kesim vardır kentlerde. Ancak bu kesim büyük ölçüde toplumdan kopuktur ve onu küçümser. Toplumun diğer kesimlerinin ne yaptığı, nasıl yaşadığı, nelerden hoşlandığı pek önemli değildir onun için.

 

Ne zaman ki, köyden kente göç gibi kentsel dokuda bir değişim ortaya çıkar ve göç beraberinde bir kültürü sürükleyip taşır kente, işte o zaman kentsoylu ya da eski aristokrat bu kültürle burun buruna gelir. Fakat hoş bir karşılaşma değildir bu. Özellikle bu toplumda bir de popülist medya varsa kendisini ab­lu­kada hisseder. Bu çok heterojen yapıda kente göç edenin kültürü de değişime uğ­rar. Artık o da yüzyılların folklorik birikiminden uzaklaşmıştır. Bir yoksulluk kül­türü gelişir varoşlarda. Umursamazdır, daha iyiyi, güzeli estetiği aramak gibi bir derdi yoktur bu kültürün çevrelediği insanların. Üstelik bu kül­tü­rün biraz “protest” yanı da vardır. Fakat asla o toplum kesiminin doğal ge­lişim sürecinin bir ürünü değildir. Varoş halkı artık asla köylü değildir. Görünüşte, hele genç kızları kentin dokusuna ayak uydurmuş gibidir. Ancak bu görünüm çoğu kez yanıltıcıdır. Gerçekte bu insanlar, varoş gençliği iç dünyalarında amansız bir çatışmanın içindedirler.

 

  Az gelişmiş toplumda işte böyle birbirinden kopuk ve birbirine çekinceyle bakan toplum kesimleri bir arada yaşarlar.

 

Fakat, ülkemizde son yıllarda bu genel görünümü biraz değiştiren bir süreç gözleniyor. Dışlanan, horlanan varoş kültürüne sempatiyle bakılmaya başlandı. Kast sistemi gibi katı, anti-demokratik bir yapısı olmayan, tersine demokratik geleneği her alanda oluşturmaya ve yaşatmaya çalışan ülkemizde bu süreci fazla yadırgamamak gerekir. Artık İstanbullunun Osmanlı’da olduğu gibi imti­yazları yok. Kimin nereye yerleştiğine karışma hakkı da yok. Böylece zıt kültür­lerin bir sentezi doğuyor.

 

Eskiden TRT, varoşları, köyleri ve eğitim düzeyi düşük kesimleri düzeyli prog­ramlarla “eğitmeye” çalışırdı. İtiraf etmek gerekirse bu konuda önemli rol oy­nadığı da yadsınamaz. Ama özel medya kolayı seçti. “Hedef kitle” toplumun çoğunluğunu oluşturan bu kesimlerdi. Fakat özel medya orta sınıftan çok va­roşlara yönelince tepki almaya başladı. Zaten az gelişmiş bir toplumda orta sı­nıf zayıf olduğu için medyanın varoşlara yönelmesi kendi açısından tutarlıydı. Medya toplumumuzun sorgulamadan uzak (edilgen) yapısından yararlanarak önceleri TRT’nin düzeyli yayınlarına alıştırılmış olan insanlarımızı bu kez, va­roş kültürüne yöneltti. Ama, yukarıda da belirttiğim gibi bu kültür zaten onların öz malı değildi. Halk müziğimizin büyüleyici güzelliği genç kuşaklar tarafından unutulmaya yüz tutarken arabesk şarkıcıları yaşamın ayrılmaz parçası oldular. Akdenizli olmakla övünen aydınlarımız o güzel Akdeniz müziğinin ülkemizde ne yazık ki bir türlü tutunamadığını gördüler.

 

Bence yaşanması kaçınılmaz olan kültür sentezi ileri yönde değil, geriye dönük oldu. Medyanın bu umursamazlığı hala devam ediyor. Temmuz 1998.